Bu Blogda Ara

5 Mart 2010 Cuma

Muş havaalanı...



Tuhaftı aslında.. Benim alışık olduğum yerlerin ilçe otobüs terminalleri kadar.. küçücük... Havaalanı deyince aklımda tabi hep Antalyadır, Esenboğadır, Atatürktür gelir ya hep, görünce şaşırmıştım. Burdur'a gittiniz mi hiç? İlçesi vardır Bucak diye.. Oranın otobüs terminali bile daha büyüktü Muş Havaalanından.. Şaşkınlığım bundandı. Ama günde bir tek A** j**'in tek uçuşu var..Bunu öğrendiğimde şaşkınlığımın yersizliğini anladım..
Herneyse.. Dönelim beni oraya götüren sebebe.. Bütün yaz boyu günlük 20 saat mesaiyle kardeş olduğum ve haftalık izin gibi "off" günlerin hayal olduğu bir tempodan çıkmış, bunalmıştım. Aklımı karıştıran yüzlerce sorunum vardı –her insanoğlu gibi- Çok istediğim bir meslek sınavından da başarısız olup hüsrana uğrayınca kendimi yollara verdim. Ülkenin doğu kısmını hiç görmemiştim. İçimde garip bir isyan, kaçmak istiyordum ülkemin görmediğim yarısına.. İlk bulduğum otobüse atladım. Çıkış noktam aslında hiç bir bağımın olmadığı Konya Otogarıydı; tamamen tesadüf! yolda biraz hostes hanımla sohbet edip, biraz dizüstüme birşeyler karalayıp (teknolojiyi bu yüzden seviyorum!) Kayseri'ye ulaştım. Doğuya doğru uzandığımı en küçük hücreme kadar hissediyordum her katettiğim kilometrede. Belki de kendimi fazlaca şartlamıştım buna; ondandı hislerim.. Herneyse.. Kayseri Otogarından hiç çıkmadan 4 saatlik mola verdim kendime. Başka bir firma arıyordum, Bingöl üzerinden Van'a gidecek ve mümkün olan en erken otobüste.. Sonra gece 11.30da buldum bir otobüs, bindim. Yol boyu uyanık kalmak niyetindeydim, etrafı görmek istiyordum. ama yorulmuştum, iki günde 800km civarında yol almıştım. Haliyle yarı uyanık yarı uykulu devam ettim. Zaman zaman şehirlere uğruyorduk, gözlerimi açıyordum.. Elazığ'ı geçtik gecenin karanlığında.. Sabaha karşı Bingöl.. günün ilk saatleriydi Solhana varışımız.. neyse.. uzatmayayım. 10 günlük bir kaçış maceramın başıydı bu. Son durağıysa Muş Havalimanı.. Kadere teslimiyet ve bir çeşit sorumluluk duygusuyla evin yolunu tutuyordum. Bu düşüncelerle geçtiğim yerleri anımsamaya başladım. Türküler.. ahh türküler ne kadar da gerçektiler.. "Bingöl dört dağ içinde..." Öyle ya bingöl gerçekten dağlar içindeydi.. "Burası Muş'tur, yolu yokuştur.Giden gelmiyor, acep ne iştir.." Bir daha yolum düşer miydi acaba oraya? Yoksa ben de mi gidip de gelmeyenlerden olucaktım? Meçhul..
Birkaç saat sonra…
Esenboğa’ya inmiş, Ego otobüsüyle Kızılay’da bulmuştum kendimi. Ne tuhaftı.. Kalabalığını bu denli sevdiğim Kızılay çok yabancı gelmişti bana. Sudan çıkmış balık gibiydim. “Hey memleketim benim” dedim içimden, “beni ne çok şaşırttın şu ömrümde”. “hala şaşırabiliyorum her bir metrekarene..” Düşüncelerim bir gülüş oldu yüzümde, akan kalabalığa karıştım, teslim ettim yine kendimi kaderime…
05 mart 2010